Hayat yeterince adildir, hayattan adalet beklemek adaletsizliktir. Önemli olan hayatta bir yargıya varabilmektir ve bu "hayat adil değil" olmamalıdır.


Bir de buraya siyaset bilimcisi, sinemacı falan yazınca bir işe yarıyo mu hakkaten,yoksa öyle falan değilim daha boş beleş bir adamım.

O değil de kaç yıl oldu, hala aynada kendimi görünce bir irkiliyorum..

İşin ucunda koala olarak doğmak varsa karmaya da reenkarnasyona da inanıyorum.

“Before the silence kills us, we must move on”

meloukhia:

An outgrowth of a conversation about aromantic orientations, and the desire to be able to define relationships that are not romantic, that are also not friendships, and that play an important role in your life. I think it’s time to turn this one loose into the wild. Use it well,…

(Source: se-smith)

Kadıköy’de Hayat Başka etkinlik rehberi pazar günü KargArt’ta gerçekleşecek olan Replikas Konseri için davetiyeler veriyor!!!!

http://on.fb.me/Lsh7Dp

https://www.facebook.com/kadikoydehayatbaska

bugün günlerden Les Deux Anglaises et le Continent.. Jean Pierre Léaud ve Truffaut’ya selamlar..

bugün günlerden Les Deux Anglaises et le Continent.. Jean Pierre Léaud ve Truffaut’ya selamlar..

neden..

..bile demedi.. elini cebinde gezdirdi. paket boştu. yürüdü. gözden yitti. geri gelecekti. uzun falan da sürmeyecekti.

Hayat yine böbreklere böbreklere..

önümden geçip vurup gidenlere niye dur diyemiyorum peki?

Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün..

Konstantinos Kavafis

Gülmek İdeolojik bir Eylemdir.

Kaç(ak)(amayak)

Hani her şeyi bırakıp kaçmak istersiniz ya bazen. İşte ben bunu gerçekleştirdim.. En azından öyle sandım. Yeni yerde, bu şehirde her şey güzeldi, hala da güzel. Ama yalnızca bu yeni şehre ait olanlar.

Hani her şeyi bırakıp kaçmak istersiniz ya bazen. İşte ben bunu gerçekleştirememişim aslında. Her şeyi bırakıp kaçmıştım aslında. Sonra bir gün dayanamayıp, cinayet mahalini merak eden bir katil gibi dayanamayıp gittim, öldürüp attığım anılardan haberim yokmuşcasına. Hiç biri yaşanmamış gibiydi. Ne maktuller vardı ortada ne tanıklar. Tüm yaşanmışlardan bihaber insanlardan başka kimse..

Sonra kaçtığım yerde bütün kaçtıklarım tek tek ama nasıl sessizce, nasıl usulca geldiler. Aynı o trenli uyuşturuculu İngiliz filmindeki gibi, ne işiniz var burada dedirtmeden, tatlı rastlantılarla tekrar duhul oldular. Olsundu, buraya ait olanlar o kadar doldurmuştu ki, fark edemedim bile. Eski yerde de sevdiğim insanlardı bir çoğu.  Açtıktan sonra yavaş yavaş çalışmaya başlayan bir mıknatıs gibi küçükten büyüğe, en acımazından en acıtana doğru hepsini üzerime çekmişim farkında olmadan.

Ama bir tanesi vardı ki, bana herkesi sevmemek gerektiğini öğreten, hiç kimseyi sevmemek gerektiğini öğreten, istediğin kadar çabalasan da ters akıntıda yüzdüğümü ilk fark ettiren, dağı delsen de prensesin umrunda olmayabileceğini gösteren, bazı konularda bir denemeyi geçtim, o deneme hakkının bile verilemeyeceğini öğreten, bir tanesi vardı. İşte, bu yeni şehrinde kendi evreninde salınan dandik bir gezegenken, tam da mevsimlerden “güneşin çekim gücü ne kadar azaldı yoksa uçuyor muyum ne” iken 3 katım bir meteor gibi, yanımdan geçti gitti. Fiziksel bir iz bırakmadı bilmem kaç yıllık yörüngemi darmaduman etti gitti..

Buraya kaçarken kafamda çınlayan şiiri üfledi gitti:

Şehir

‘Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim’, dedin 
‘bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet. 
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya; 
-bir ceset gibi- gömülü kalbim. 
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede? 
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam, 
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün, 
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.’ 

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. 
Bu şehir arkandan gelecektir. 
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın, 
aynı mahallede kocayacaksın; 
aynı evlerde kır düşecek saçlarına. 
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. 
Başka bir şey umma- 
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, 
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de. 

Konstantinos Kavafis

( Çeviren: Cevat Çapan )

People today who still time for boredom and yet are not bored are certainly just as boring as those who never get around to being bored.

—Siegfried Kracauer

Blase..

Evet var böyle bir kavram.. modern kentlinin sürekli uyaranların içinde bulunmaktan geliştirdiği bir hissizlik hali bir çeşit duygulanım özünde..

ve kendimi çok uzun zamandır özdeşleştirdiğim bir ruh hali, (hatırı sayılabilecek sayıda katılmış olsam da) Taksim’deki eylemlere karşı hissettiğim, Kadıköy’deki eylemlere karşı hissettiğim, 1 Mayıs’lara karşı hissettiğim tam da böyle bir hissiz duygulanım hali.. Belki de bu yüzden yüz yüze hiç tanımamış olsam da muhakkak en az bir kaç eylemde yan yana yürümüş olduğum Cihan’ın davasının sonucuna karşı kafama bir balyoz yemiş gibi bir ağırlıkla oturduğum yerde kalakaldım, lakin Taksim’deki eyleme karşı ölümüne bir “Blase” duygulanımı yaşadım. Gitsem mi dedim, sonra niye ki dedim, sonra bu neden “adalet sarayı”na yürünmüyor dedim, sonra niye hapishanelere yürünmüyor dedim, sonra niye Taksim’e yürünüyor dedim, sonra kafama inen balyozun acısıyla Kadıköy’e gittim.. Eve geldim ve Cihan kaçsa bari dedim, bu ömürsüz devlet belasıyla uğraşacağına tek başına, dağlara gitse dedim, oysa endüstri değil miydi, kapitalizme çağ atlatan, ya da kapitalizm değil miydi endüstriye çağ atlatan.. ikisinin birleşimi değil miydi bizi moderniteyle baş başa bırakan..

GSÜ Endüstri Mühendisliği 2. Sınıf Öğrencisi Cihan Kırmızıgül 2 yıldır tutuklu ve 11 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.. çünkü o kapitalizme çağ atlatmak istemedi.. göbek atmak ve takla atmak istemedi..

Hızır idi İlyas idi

duble yolların kesiştiği topraklarda, duble peygamberin indiği gece… dönüşelim, dönüştürelim… ateşten atlamak paraylan, dilek dilemek paraylan…

olsun anneannem sahilde çizer benim yerime dileklerimi.

pagansak paganız, heretiksek heretiğiz sonuna kadar..

tanrı sıra onlara bir özellik verme sırası geldiğinde, ilk uçağa binip gitmiş olsa da, etkileşmese miydik ciganlardan, şoparlardan..

İşçi, her zaman patrondan çalma hakkını saklı tutar..

—James C. Scott